Hukuk Muhakemeleri Kanunu Çerçevesinde İstinaf Kanun Yolunda Parasal Sınırlar ve Uygulama Esasları

Hukuk Muhakemeleri Kanunu Çerçevesinde İstinaf Kanun Yolunda  Parasal Sınırlar ve Uygulama Esasları
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Çerçevesinde İstinaf Kanun Yolunda  Parasal Sınırlar ve Uygulama Esasları
Haziran , 17,2026

Hukuk Muhakemeleri Kanunu Çerçevesinde İstinaf Kanun Yolunda Parasal Sınırlar ve Uygulama Esasları

Hukuk Muhakemeleri Kanunu Çerçevesinde İstinaf Kanun Yolunda 

Parasal Sınırlar ve Uygulama Esasları

 

Giriş

 

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 341. Maddesi ile ilk derece mahkemelerinin vermiş olduğu kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurabilme esasları düzenlenmiştir. İlgili maddenin 2. Fıkrasında ise ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilmesi, parasal (kesinlik) sınıra bağlanmıştır. Parasal sınırın belirlenmesine dair anılan 341. Maddenin 2. fıkrası “Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir.” hükmünü havidir. 

 

Öte yandan, HMK m.362/1-a’da ise Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı düzenlenmiş, temyiz kanun yoluna başvuru için öngörülen parasal (kesinlik) sınır hüküm altına alınmıştır.

 

Ezcümle, tüm bu düzenlemeler ile konusu para olan her davanın istinaf ve/veya temyiz kanun yoluna taşınması yönünden kanun koyucu parasal sınır getirilmesi ile yargılamada parasal sınır getirilmek suretiyle istinaf ve temyiz kanun yolu incelemesinde miktar itibariyle bir kademe esası belirlenmiştir. Belirlenen bu esaslar çerçevesinde parasal (kesinlik) sınırı aşmayan dosyalar yönünden verilen kararların miktar itibariyle kesin olması neticesi öngörülmüştür.

 

Bu bilgi notunda, istinaf kanun yoluna başvuru bakımından HMK Ek Madde-1’in parasal sınırların belirlenmesinde etkisi, parasal sınırların tespit edileceği tarihin tayini, dava türlerine göre uygulanışı, taraflar yönünden ayrı değerlendirme usulü, manevi tazminat davalarında parasal sınırın belirlenmesi istisnası ve katılma yoluyla istinaf kurumu ele alınmaktadır.

 

Parasal Sınırların Belirlenmesinde Ek Madde-1’in Etkisi 

 

HMK’nın 341. Maddesi ile konusu para olan davalarda istinaf kanun yoluna başvurulmasına dair parasal sınır belirlenmiş ise de parasal sınırın kanunun yürürlükte bulunduğu her takvim yılı için aynı kalması hedeflenmemiştir. Parasal sınırların artırılmasında kanun koyucu tarafından belirlenen temel amaç; söz konusu parasal sınırların enflasyon nedeniyle günün ekonomik şartlarına göre düşük kalmasının önlenmesi, bu suretle istinaf ve temyiz mercilerinin iş yükünün azaltılması ve yargılamaların daha hızlı bir biçimde sonuçlanmasının sağlanmasıdır. (Anayasa Mahkemesi’nin 04.12.2024 Tarihli, 2023/182 E., 2024/203 K. sayılı Kararı) 

 

Bu bağlamda, HMK’nda parasal sınırların artırılmasını düzenleyen Ek Madde 1, 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 44. maddesi ile yürürlüğe girmiştir. Söz konusu düzenleme ile birlikte, HMK’da istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından öngörülen parasal sınırların her takvim yılı itibarıyla yeniden değerleme oranına göre artırılması öngörülmüştür.

 

Parasal sınırlar, HMK Ek Madde 1’deki yeniden değerleme oranı kapsamında yıllık olarak güncellenmektedir. Bu oran Vergi Usul Kanunu mükerrer 298 kapsamında Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin Resmi Gazete’de yayımlanması uyarınca ilan edilerek, yürürlük tarihi olarak öngörülen tarih itibariyle yürürlüğe girmektedir.

 

Parasal Sınırın Belirlenmesinde Dava Açılış Tarihi Esası

 

HMK Ek Madde 1/2 fıkrası uyarınca, istinaf ve temyiz kanun yoluna ilişkin parasal sınırların hangi tarih esas alınmak suretiyle belirleneceği hükme bağlanmıştır. Ek Madde ½ fıkrasının yürürlüğe girme tarihi itibariyle istinaf ve temyiz kanun yoluna başvuru için karar tarihindeki parasal sınırların esas alınacağı hükme bağlanmıştır.

 

İlgili hükmün uygulanmasında hangi tarihin esas alınacağı hususu uzun süren yargılamalarda, dava tarihi ile karar tarihi arasında geçen süre nedeniyle farklı parasal sınırların ortaya çıkması, hak arama hürriyeti ve eşitlik prensiplerine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği yönünde tartışmalara neden olmuştur.


Anayasa aykırılık iddiası uyarınca Anayasa Mahkemesi’nin 04.12.2024 tarihli, 2023/182 E., 2024/203 K. sayılı kararı ile; istinaf ve temyize ilişkin parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki tutarın esas alınmasını öngören düzenleme Anayasa’ya aykırı bulunmuştur. Anılan karar, 30.01.2025 tarihli ve 32798 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış olup, kararın yürürlüğe giriş tarihi dokuz ay sonrasına bırakılarak 30.10.2025 tarihi olarak tayin edilmiştir.

 

Bu doğrultuda, 30.10.2025 yürürlük tarihi sonrası uygulamada HMK Ek Madde 1/2 kapsamında, istinaf parasal sınırlarının belirlenmesinde davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan parasal sınır esas alınmaktadır. Buna göre, tüm dava türlerinde mahkeme kararının verildiği tarih değil; davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan parasal sınır, istinaf edilebilirlik bakımından belirleyici olacaktır.

 

Söz konusu iptal kararı neticesinde gerçekleştirilen kanun değişikliği, özellikle yargılamanın uzun sürdüğü dosyalarda tarafların kanun yoluna erişim imkanının sonradan değişen parasal sınırlar nedeniyle ortadan kalkmasının önüne geçmekte; hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerini güçlendirmektedir.

 

Dava Türlerine Göre Parasal Sınırın Tespiti

 

Alacağın Tamamının Dava Edildiği Dava Türleri

 

HMK’nın 341/4 fıkrası ile Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü üç bin Türk Lirasını geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz.” düzenlemesi getirilmiştir. Bu kanun hükmü uyarınca alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, yapılan yargılama neticesinde hükmedilen ve/veya reddedilen alacak kalemi tutarının HMK Ek Madde 1 hükmü uyarınca yeniden değerleme oranı neticesinde her takvim yılı tespit edilen parasal sınırı geçip geçmediğine bakılarak istinaf kanun yoluna başvuru hakkının bulunup bulunmadığı tespit edilmektedir.

 

Önemle belirtmek gerekir ki, verilen hükmün tarafların leh ve aleyhine olması bakımından istinaf kanun yoluna başvuru parasal sınırı her bir taraf için ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Bu noktada, tarafların aleyhlerine hükmedilen alacak kalemi miktarının istinaf parasal sınırını geçip geçmemesi değerlendirmeye tabii tutulmaktadır.

 

 

 

Alacağın Bir Kısmının Dava Edildiği Dava Türler

 

Kısmi Davalar (HMK m.109)

 

Kısmi dava, HMK 109. maddesinde düzenlenmiş olup, davacının aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının tamamını değil, yalnızca belirli bir kısmını dava konusu ettiği dava türüdür. Bu dava türünde davacı, alacağın tamamı yerine yalnızca belirli bir bölümünü talep konusu yapmakta; mahkemece yürütülen yargılama da HMK m.26’da düzenlenen taleple bağlılık ilkesi gereğince yalnızca dava konusu edilen kısım bakımından gerçekleştirilmekte ve hüküm yalnızca bu miktar yönünden tesis edilmektedir.

 

Kısmi davalarda kanun yoluna başvuru bakımından uygulanacak parasal sınırın belirlenmesinde ise HMK m.341/3 hükmü önem arz etmektedir. Nitekim anılan hükümde; “Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, alacağın tamamı esas alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu çerçevede, kısmi davalarda istinaf edilebilirlik incelemesinde yalnızca dava konusu edilen miktarın esas alınmaması; HMK m.341/3 hükmü uyarınca, dosya kapsamı itibarıyla belirlenebilen alacağın toplam tutarının da göz önünde bulundurulması gerektiği kabul edilmektedir. Bunun için ise alacağın toplam miktarının dosya kapsamından belirlenebilir nitelikte olması gerekir. Bu nedenle, davanın düşük bir miktar üzerinden açılmış olması tek başına hükmün kesin nitelikte olduğu sonucunu doğurmamaktadır.

 

Öte yandan, kısmi davalarda istinaf edilebilirlik incelemesi bakımından tarafların hukuki yararı ile hüküm nedeniyle maruz kaldıkları aleyhe ekonomik sonuç ayrıca değerlendirilmelidir. Nitekim aynı mahkeme kararı, taraflardan biri bakımından kesin nitelikte kabul edilebilirken, diğer taraf yönünden istinaf kanun yoluna tabi olabilmektedir. Zira kanun yoluna başvuru bakımından belirleyici olan husus, taraf yönünden hükmün istinafa konu edilen kısmının parasal sınırlar yönünden değerlendirilmesidir. 

 

Başka bir ifadeyle, HMK m.341/3 kapsamında alacağın toplam tutarı, hükmün istinaf kanun yoluna tabi olup olmadığının belirlenmesinde dikkate alınmakta; buna karşılık tarafların kanun yoluna başvurudaki hukuki yararları ise, kendi yönlerinden aleyhe sonuç doğuran ve dahi istinafa konu edilen hüküm kısmına göre değerlendirilmektedir.

 

Davacının yargılama sırasında talebini ıslah yoluyla artırması halinde (HMK m.176 ve devamı), dava konusu edilen miktar genişlemekte ise de, kısmi davalarda istinaf edilebilirlik incelemesi yalnızca başlangıçtaki dava değeri yahut yalnızca ıslah ile artırılan miktar esas alınarak yapılamaz. Bu kapsamda; alacağın toplam tutarı, ıslah ile ulaşılan talep sonucu, hüküm sonucu ve tarafların kanun yoluna başvurudaki hukuki yararı birlikte dikkate alınmalıdır. Böylelikle HMK m.341/3 hükmünün amacı doğrultusunda, kısmi davanın sırf düşük bir miktarla açılmış olması nedeniyle hükmün kesin hale gelmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

 

Belirsiz Alacak Davaları (HMK m.107) 

 

Belirsiz alacak davalarında, dava dilekçesinde gösterilen talep sonucu davaya konu edilen nihai alacak miktarını kesin olarak yansıtmamaktadır. Zira HMK 107/2 maddesi uyarınca davacı, alacağın miktarının yahut değerinin yargılama sırasında belirlenebilir hale gelmesi üzerine, tahkikat sona erinceye kadar talep sonucunu artırabilmektedir. Bir başka anlatımla, HMk 107 nedenle, dava dilekçesinde belirtilen geçici değer de alacağın bir kısmının dava edilmesi olarak nitelendirileceğinden HMK m.341/3 hükmü uyarınca istinaf kesinlik sınırı alacağın tamamı üzerinden değerlendirilecektir.

 

Bahsi geçtiği üzere, parasal sınırın aşılıp aşılmadığının değerlendirilmesinde yalnızca dava dilekçesinde gösterilen geçici talep sonucunun esas alınması mümkün değildir. Başka bir ifadeyle, uygulanacak parasal sınırın hangi yıla ait olduğu dava tarihi dikkate alınarak belirlenmekte; buna karşılık söz konusu sınırın aşılıp aşılmadığı ise taraflar bakımından hüküm ile ortaya çıkan ekonomik sonuca göre değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, istinaf edilebilirlik incelemesinde belirleyici olan husus, dava dilekçesinde gösterilen geçici talep sonucu değil; alacağın tamamının tespiti ile verilen hüküm neticesinde tarafların leh ve aleyhine doğan ekonomik sonuçtur. İşbu belirleyici unsurun tek istisnası ise davanın tümden reddine veyahut usulden reddine karar verilmesi halinde parasal sınır değerlendirmesi yapılmaksızın tarafların istinaf kanun yoluna başvuru hakkına sahip olmasıdır.

 

Bu yaklaşım, HMK Ek Madde 1/2’de öngörülen “dava açılış tarihi esasına göre parasal sınırın belirlenmesi” ilkesiyle uyumlu olmakla birlikte; kanun yoluna erişimin taraflar açısından öngörülebilir olmasını sağlamaktadır. Aksi yöndeki değerlendirmeler, belirsiz alacak davasının işleviyle bağdaşmayan sonuçlar doğurabilmektedir.

 

Manevi Tazminat Davalarında Parasal Sınırın Belirlenmesi

 

Manevi tazminat davaları, niteliği gereği hâkimin takdir yetkisine bağlı olarak hüküm altına alınan alacak türlerinden biri olmakla birlikte, HMK m.341/2 son cümle ile istinaf kanun yoluna başvuru bakımından parasal sınırın manevi tazminat davalarında verilen kararlar yönünden uygulanmasının söz konusu olmadığı düzenlemesine yer verilmiştir. Bir diğer ifade ile manevi tazminat davaları yönünden, HMK’nın konusu para olan davalarda verilen kararlar yönünden istinaf kanun yoluna başvuru için öngörülen parasal sınırın aşılması şartı manevi tazminat davalarında aranmamakta, miktar ve değere bakılmaksızın istinaf kanun yoluna her hâlükârda başvurulabilmektedir.

 

Ne var ki, HMK 341/2. maddesi gereğince manevi tazminat davaları yönünden kesinlik sınırı olmaksızın istinaf yoluna başvurulabilmesine rağmen temyize ilişkin olarak bu şekilde bir istisna yer almadığından manevi tazminat açısından temyiz kesinlik sınırı göz önüne alınarak temyizin mümkün olup olmadığı değerlendirilecektir.

 

Sonuç olarak, manevi tazminat davalarında istinaf kanun yolu, diğer dava türlerinden farklı olarak parasal sınırlamalara tabi değildir ve tarafların kanun yoluna başvuru hakkı, hükümden bağımsız olarak korunmaktadır.

 

Katılma Yoluyla İstinaf

 

İstinaf kanun yolu bakımından önem arz eden bir diğer husus, katılma yoluyla istinaf imkanıdır. Katılma yoluyla istinaf, HMK m.348 hükmünde açıkça düzenlenmiş olup, istinaf kanun yolu bakımından doğrudan uygulanmaktadır.

 

Katılma yoluyla istinaf, karşı tarafın süresi içerisinde parasal sınırlar da dahil olmak üzere geçerli bir istinaf başvurusunda bulunmuş olması halinde söz konusu olur. Bu başvuru bağımsız nitelikte olmayıp, tamamen asıl istinaf başvurusuna bağlıdır. Bu nedenle, asıl başvurunun geri çekilmesi, süresinde yapılmamış sayılması veya usulden reddedilmesi halinde katılma yoluyla yapılan başvuru da kendiliğinden hükümsüz hale gelir.

 

Buna karşılık, katılma yoluyla istinafın önemli bir sonucu olarak, katılan taraf ileri süreceği hukuki sebepler bakımından karşı tarafın istinaf dilekçesinde yer alan gerekçelerle bağlı değildir. Katılan taraf, kararın kendi aleyhine olan kısımlarının kaldırılmasını talep etmek üzere bağımsız hukuki sebepler ileri sürebilir.

 

Sonuç

 

İstinaf kanun yoluna ilişkin parasal sınır uygulaması, uygulamada çoğu zaman yalnızca “miktar hesabı” olarak değerlendirilse de; gerçekte dava türü, talebin niteliği, hükmün taraflar bakımından doğurduğu ekonomik sonuç ve kanun yoluna başvurudaki hukuki yarar birlikte ele alınmadan sağlıklı bir değerlendirme yapılabilmesi mümkün değildir. Özellikle belirsiz alacak ve kısmi dava uygulamalarında, yalnızca dava dilekçesinde yer alan geçici veya sınırlı talep sonucunun esas alınması, HMK’nın sistematiği ile bağdaşmayan sonuçlar doğurabilmektedir.

 

Bu bilgi notunda; HMK kapsamında istinaf kanun yoluna başvuruda esas alınan parasal sınırlar, manevi tazminat talebi yönünden istisnai durum, HMK Ek Madde 1 kapsamında parasal sınırların belirlenmesinde Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda dava açılış tarihinin esas alınması ve her takvim yılı artış gerçekleştirilmesi ilkesi, dava türleri ile bakımından uygulanacak değerlendirme ölçütleri, taraflar yönünden ayrı değerlendirme ilkesi ile katılma yoluyla istinaf kurumu uygulama odaklı şekilde ele alınmıştır. 

 

Sonuç olarak, istinaf edilebilirlik incelemesinde yalnızca dava değeri üzerinden şekli bir değerlendirme yapılması yeterli olmayıp; uyuşmazlığın gerçek ekonomik kapsamının ve tarafların hüküm nedeniyle maruz kaldıkları aleyhe sonucun birlikte dikkate alınması gerekmektedir. Aksi yaklaşım, kanun yoluna erişim hakkının daraltılması, hukuki öngörülebilirliğin ortadan kalkması ve uygulamada kanun yoluna başvuru sınırının yanlış değerlendirilmesi neticesinde hak kayıplarının ortaya çıkması sonucunu doğurabilecektir. Bu nedenle, özellikle uygulayıcılar bakımından dava türüne göre parasal sınır rejiminin doğru tespiti, istinaf sürecinin sağlıklı yürütülmesi açısından kritik önem taşımaktadır.

 

Asist Hukuk Bürosu